Kur'an ve sünnet, çağlar üstü temel ahlaki ilkeler koyar; bu ilkeler, nassın doğrudan değinmediği güncel konulara da yol gösterebilir. Bu sayfada dört güncel konu, ilgili temel ilkelerle birlikte ele alınmıştır.
Sosyal Medya Adabı
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا
"Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz."
Hucurât, 49:6Bu ayet, doğrulanmamış bir haberi paylaşmadan önce araştırma yapmayı emreder — bugünün sosyal medya ortamında yanlış bilgi (dezenformasyon) paylaşmamak için doğrudan bir ölçüdür. Hucurât 49:12 ise gıybet (birinin arkasından konuşma) ve su-i zan (kötü zan) konusunda açık bir uyarı içerir: "...kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır?..." Sosyal medyada başkaları hakkında yorum yaparken, paylaşım yaparken ve haber iletirken bu iki ilke — doğrulama ve gıybetten kaçınma — temel bir çerçeve sunar.
Yapay Zekâ ve Etik
Yapay zekâ, Kur'an ve sünnet döneminde var olmayan tamamen modern bir teknolojidir; bu konuda doğrudan bir ayet veya hadis yoktur. Aşağıdaki değerlendirme, İslam'ın genel ahlaki ilkelerinin bu alana nasıl uygulanabileceğine dair editoryal bir yorumdur, dini bir hüküm (fetva) değildir.
لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ
"Zarar vermek de yok, zarara zararla karşılık vermek de yok."
Sünen-i İbn Mâce, Ahkâm, 2341 (Hasen — ayrıca İmam Nevevî'nin Kırk Hadis'inde 32. hadis)Bu köklü fıkıh ilkesi, yapay zekâ gibi güncel teknolojilere de uygulanabilecek genel bir çerçeve sunar: bir teknoloji, insanlara zarar veriyorsa (yanıltıcı bilgi üretme, mahremiyeti ihlal etme, haksız ayrımcılık yapma gibi), bu zarar önlenmelidir. Emanet (güvenilirlik), adalet ve doğruluk gibi temel İslami değerler, yapay zekâ kullanımında da gözetilmesi gereken ölçülerdir.
Çevre Bilinci
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ
"İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır."
Rûm, 30:41Bu ayet, insan eliyle yeryüzünde ortaya çıkan bozulmaya (fesad) işaret eder — günümüzde çevre kirliliği ve doğal kaynakların tüketimi bağlamında sıkça hatırlanan bir ayettir. A'râf 7:31'de ise israf yasağı açıkça belirtilir: "...yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez." Bu iki ilke — israftan kaçınma ve yeryüzünü bozmama — doğal kaynakların tüketimi, geri dönüşüm ve israfın azaltılması gibi güncel çevre konularına doğrudan uygulanabilir temel ölçülerdir.
Kul Hakkı
Peygamber (s.a.v.) ashabına sordu: "Müflis (iflas etmiş) kimdir, bilir misiniz?" Onlar: "Bizce müflis, parası ve malı olmayan kimsedir" dediler. Peygamber (s.a.v.): "Ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelip; fakat şuna sövmüş, buna iftira atmış, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, şunu dövmüş olarak gelen kimsedir. Bu kişinin iyiliklerinden alınıp hak sahiplerine verilir. Üzerindeki haklar bitmeden iyilikleri tükenirse, hak sahiplerinin günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir, sonra da cehenneme atılır" buyurdu.
Câmiu't-Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme, 2418 (Hasen Sahih)Bu hadis, kul hakkının — yani bir insanın diğer bir insana karşı ihlal ettiği hakların — Allah'ın affıyla değil, ancak hak sahibinin rızasıyla veya kıyamet günü hesaplaşmayla telafi edilebileceğini gösterir. Namaz, oruç gibi "Allah hakları" tövbe ile bağışlanabilirken, kul hakları (başkasının malını haksız yere alma, birine iftira/hakaret etme, birini yaralama gibi) hak sahibiyle helalleşmeyi gerektirir. Bu, günlük hayatta insan ilişkilerinde büyük bir hassasiyet gerektiren temel bir ilkedir.